Defter
Kahvehanede, okul kantininde, tatil sitesinin oyun odasında hepimiz oynadık. Ama langırtın adının nereden geldiğini, İngilizcesinin ne olduğunu ya da bu ülkede kırk yedi yıl boyunca kanunen yasak olduğunu çoğumuz bilmiyoruz.
Bu yazı langırtla ilgili merak edilen her şeyi tek yerde topluyor: ne demek olduğundan başlayıp kurallara, masanın ölçülerine, evde kartondan nasıl yapıldığına ve şu meşhur fırfır meselesine kadar.
Kelime bir sesten geliyor. Türkçedeki langır, boş bir sandığın ya da tenekenin çıkardığı o tok, boğuk sesi anlatır — langır lungur diye konuşmak deyimindeki langır. Sonuna -t eki gelince langırt oluyor.
Yani adı, topun tahta kasanın içinde yuvarlanırken çıkardığı sesin taklidi. Oyunun kendisi Türk icadı değil ama adı tamamen Türkçe ve kulakla konmuş. Dilbilimciler buna yansıma kelime diyor; horultu, gümbürtü, şıngırtı hep aynı ailedendir.
Bu arada oyun bir başka adla da bilinir: masa futbolu. İkisi arasındaki farkı ve dünyada bu adı taşıyan bambaşka bir sporu daha önce langırt mı masa futbolu mu diye ayırdığımız yazıda anlatmıştık.
Doğrusu langırt — ikinci hecede noktasız ı ile. Langirt, langırd ya da langurt yazımları yaygın ama yanlış.
Karışmasının sebebi basit: klavyede noktasız ı zahmetli, üstelik kelime yazıdan çok konuşmada yaşadı. Yani yanlış yazan kimse cahil değil — sadece kelimeyi kulaktan öğrendi, ki zaten adı da öyle konmuştu.
Burada küçük bir sürpriz var: tek bir karşılığı yok, ülkeye göre değişiyor.
Yani sözlükte tek bir kelime aramak yerine, kiminle konuştuğunuza bakmak lazım. Bir Amerikalıya table football derseniz muhtemelen anlar; ama foosball derseniz hiç düşünmez.
Standart bir langırt masası kabaca 120 cm uzunluğunda ve 61 cm genişliğinde. Üzerinde 8 çubuk vardır, her oyuncuya dörder tane düşer.
Langırt adamları genelde sert plastikten tek parça dökülür; profesyonel masalarda ayak tabanı düz değil hafif çentiklidir, çünkü topu durdurmak sürat kadar önemlidir. Langırt kolları ise tutuş noktasıdır: kaygan olmayan, ele oturan bir kol maçın yarısıdır.
Langırt topu göründüğünden önemli bir parçadır. Sert plastik, mantar ve pürüzlü yüzeyli olanları farklı davranır: pürüzlü top daha çok tutar ve kontrolü kolaylaştırır, kaygan top daha hızlı gider. Turnuvalarda topun saatte 64 kilometreye kadar çıkabildiği ölçülmüştür — o yüzden hangi topla oynadığınız gerçekten fark eder.
Kahvehane masalarındaki jeton mekanizması ise oyunun bir parçası değil, işletmenin parçası: jeton düşünce toplar serbest kalır, maç bitince kasada toplanır.
Uluslararası kurallar var ve yazılı: ITSF (Uluslararası Masa Futbolu Federasyonu) 2002’de Fransa’da kuruldu ve resmî kural kitabını o yayımlıyor. Temel maddeler şunlar:
Kural kitabının aslını merak eden ITSF’nin resmî belgesine bakabilir; İngilizce.
Fırfır, çubuğu sürekli döndürmektir — adamları topa vurmadan önce ya da vurduktan sonra 360 dereceden fazla çevirmek. Türkçede fırıl fırıl dönmekten gelen bu isim, kuralın kendisini de anlatıyor.
Resmî müsabakalarda yasaktır ve cezası vardır: fırfırla atılan gol sayılmaz, top rakip kalecide oyuna döner.
Peki neden? Çünkü fırfır oyunu bozar. Çubuğu hızla döndürmek beceri değil, kol kuvvetidir: nişan almayı, pas yapmayı, topu durdurup düşünmeyi ortadan kaldırır. Fırfıra izin verilen bir masada en hızlı çeviren kazanır, en iyi oynayan değil. Oyunun tadı da tam orada kaçar.
Kahvehanede tabii ki kimse ITSF kitabıyla oynamıyor. Ama ilginçtir: fırfır yasağı hemen her masada, kimse yazmadan yaşıyor. Türkiye’de de, Brezilya’da da, Fransa’da da ilk maçtan önce söylenen cümle aynı: fırfır yok. Pratik tavsiye: bunu ilk vuruştan önce konuşun. Langırt kavgalarının çoğu, gol girdikten sonra başlayan kural tartışmasıdır.
Langırt Türkiye’ye 1950’lerde geldi ve İstanbul’da yaygınlaştıran kişi beklenmedik biri: Ertem Eğilmez. Evet, yıllar sonra Hababam Sınıfı’nı çekecek olan yönetmen.
Hikâye 1956 civarında başlıyor. Cep kitapları işinde batan Eğilmez, elinde kalan son parayla —5.000 lira— langırt işine giriyor ve beş masa yaptırıyor. Kahvehaneciler önce yanaşmıyor; ama oyun gençler arasında tutunca iş patlıyor. Beş ay içinde 60 makinesi ve üç ayrı oyun salonu oluyor.
Sonra 1957’de İstanbul’a yeni bir vali geliyor: Mümtaz Tarhan. Görevi sadece 164 gün sürüyor, ama o sürede çocuk kumarhanesi saydığı salonları kapattırıyor. Eğilmez elinde 200 makineyle ortada kalıyor ve kurduğu imparatorluk bir gecede bitiyor.
Adam ikinci kez iflas ediyor ve sinemaya dönüyor. Türk sinemasının en sevilen filmlerini çeken yönetmen, bir bakıma langırt yüzünden yönetmen oldu.
Asıl tuhaf kısım burada başlıyor. 1968’de çıkarılan 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun, langırtı adıyla yasakladı. Kanunun başlığında, ruletin ve tiltin yanında, langırt yazıyordu.
Ve şaka gibi değildi: kanunun 2. maddesi bu makineleri bulunduranlar için bir yıldan beş yıla kadar hapis öngörüyordu. Gerekçe, oyunun bağımlılık yaptığı ve gençleri okuldan ettiğiydi.
Yasak kırk yedi yıl sürdü. Anayasa Mahkemesi 23 Aralık 2015 tarihli kararıyla kanunun langırta ilişkin hükümlerini iptal etti; karar 13 Ocak 2016’da yayımlandı. Mahkemenin gerekçesi mantıklı ve biraz da alaycıydı:
Yani bugün internette hâlâ langırt oyunu yasak mı diye arayan insanlar var ve soru aptalca değil: yakın zamana kadar cevabı gerçekten evetti. Bugünkü cevap ise net — hayır, langırt serbest.
Masa pahalı ve yer kaplıyor. İyi haber şu ki langırt, evde yapılabilecek en kolay oyunlardan biri — özellikle çocukla birlikte bir öğleden sonra projesi olarak.
En basit hali: bir ayakkabı kutusu. Gereken malzemeler:
Yapılışı: kutunun iki kısa kenarına karşılıklı birer kale deliği kesin. Uzun kenarlara, aynı hizada karşılıklı delikler açıp şişleri geçirin — dört çubuk yeter. Mandalları şişlere ters çevirip takın, iki takımı iki renge boyayın. Tabana yeşil kâğıt yapıştırıp orta saha çizgisini çizerseniz iş bitmiş demektir.
Bu arada bu proje geri dönüşüm ödevi olarak da birebir: kutu, şiş ve mandal dışında hiçbir şey almanız gerekmiyor, hepsi zaten evde bulunan atık malzemeler.
Tek uyarı: karton masa fırfır kaldırmaz. Zaten iyi ya — kural kendiliğinden uygulanmış olur.
Langırtın gerçekten profesyoneli var. ITSF çatısı altında dünya şampiyonaları düzenleniyor, sıralamalar tutuluyor ve iyi oyuncular topu bizim göremediğimiz açılardan sokuyor. Langırt turnuvası bugün Türkiye’de de kafelerde, üniversite kulüplerinde ve şirket etkinliklerinde sık düzenlenen bir şey.
Bir de eğlencelisi var: insan langırtı. Şişme bir sahada oyuncular yatay çubuklara tutunuyor ve gerçekten langırt adamı gibi sadece sağa sola kayabiliyor. Doğum günlerinde ve festivallerde kiralanıyor; kuralları langırtla aynı, yorgunluğu futbolla.
Yukarıdaki bütün tarihler ve rakamlar şu kaynaklardan doğrulandı:
Bir hata görürseniz bana yazın: düzeltir ve neyi değiştirdiğimi belirtirim.
Langırtın pratik sorunu hep aynı: masa pahalı, ağır, ve karşınızda aynı anda birinin olması lazım.
Toy Soccer Cup tam olarak bir langırt değil — çubuk yok, parmakla vurulan düğmelerle oynanan masa futbolunun dijital hali. Ama aradığınız his aynıysa —nişan al, kuvveti ayarla, hatanın senin olduğunu kabul et— tarayıcıda, bedava ve hiçbir şey kurmadan oynanıyor. Bilgisayara karşı, aynı cihazda iki kişi sırayla, ya da başka bir ülkedeki birine karşı.
Kahvehanedeki masanın yerini tutmaz, tutmaya da çalışmıyor. Sadece masanın yanınızda olmadığı saatler için.